yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2009 Perşembe

İYİ Kİ DOĞDUM


Yürüdüm; yollar değil zamandı adımladığım...

Bir, iki, üç, dört...

Her adımda birşeylere yaklaştım; her adımda birşeylerden uzaklaştım...

Bir bahar günü akşam üzeri çıktım yola, önceleri bilmezdim sonradan öğrendim: Hayat "Uzun ince bir yol" muş... İlk zamanlar hangi kavşaktan hangi yola döneceğimi gösterenler vardı: Annem, babam, öğretmenlerim, büyüklerim... herbiri birer işaret levhasıydı sanki.. Ben ilerledikçe levhalar azaldı, ben de daha seyrek bakmaya başladım onlara...

Aynı yoldan birden fazla geçtiğim oldu, tarihin tekerrürünü bildim de gene de yanlış yapmaktan kendimi alamadım. Dizlerimdeki dermanın bittiği anlar oldu, işte buraya kadarmış dediğim. Vefasız gönüllerde konakladım, gönlümün terazisini bir türlü dengeleyemedim; kefenin bir tarafı hep ağır geldi. Ayağıma karasular indiğinde kahveleri bahane ettiğim sohbetlerim oldu..

Yağmurlar yağdı, güneşler doğdu, geceler gündüzler oldu, acılar oldu, sevinçler oldu..

Hepsi bir oldu bir ömür oldu..

Adı da SELMA kondu...

26 Mart 2009 Perşembe

HÜZÜN

Bir günü daha bitiremedi hüzün tutsağı kız..
Sevgiyi içinde dev gibi büyütüp sığdıramadığı zamanlarda ufacık kalbine,
zannederdi ki;
eğer bir gün verebilirse bu kocaman sevgiyi başkasına tüm güçlükleri yenecek,
herşeyin üstesinden gelebilecek;
fakat yanıldı hüzün tutsağı kız;
daha da yaktı canını sevebilmek, daha da güçleşti gülümseyebilmek..



Bir günü daha bitiremedi hüzün tutsağı kız..
Tutunamadı yaşamaya,
öylece asılı kaldı neresinde olduğunu bilmediği zamanın ucunda.
Sevgiye tutunurum zannetti, yanıldı;
gerçek denen sert kayaya çarptı,
kırıldı kocaman sevgileri sığdırdığı ufacık kalbi,
darmadağın oldu hüzün tutsağı kız..



Bir günü daha bitiemedi hüzün tutsağı kız..
Sevmek denen şeyi bekledi uzun yalnızlıklar boyu,
kimi zaman buldum sandı, yanıldığını anlamasındandı çektiği acıların çoğu.
Umutsuzluklar doldu o minnacık ama kocaman kalbine, hüzünler boğdu..
Oturup kendi dünyasının penceresine gelecek olan baharı bekledi... bekledi...
Yeşile dönmedi dünya, çiçeğe durmadı sevgi..
Aslında hep bir sonbaharı seyretti...
Mahzunluğu bundandı...


( Nenem için)
Bir günü daha bitiremedi hüzün tutsağı kız..
Hayat madalyonun öteki yüzünü gösterdi,
ölümün acı tadına vardı hüzün tutsağı kız.
Sıcak bir gülümsemeye benzemiyordu ölüm..
Acısı gözlerinden aktı, yüreğine damladı..
Zaman bazı durumlarda affetmiyormuş pişmanlıkları,
keşke demeleri..
Sevgileri söylemeye daha vakit var derken uçup gidiyormuş zaman..
Aslında zaman hiç yokmuş;
sırasında yapmak gerekmiş her şeyi,
aslında zaman hiç yokmuş;
kendini avutmuş ihmalkarlıklarına bahane bulabilmek için,
kendini çocuk gibi kandırmak için..
Şimdi düşünüyor:
Hayat boş mu,
yoksa her anı yaşamaya değer mi diye..
Ama içinden yaşamak gelmiyor..
Zaman rüzgar gibiydi;
bazen meltem gibi okşar, bazen fırtınalar koparırdı;
yapraklar üşürdü, yapraklar düşerdi..
Bütün yapraklar düştü asırlık bir çınar devrildi içinde,
ölümü tanıdı hüzün tutsağı kız..